Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
DAĞCILIK / Demirkazık
« Son İleti Gönderen: GeZGiN 05 Aralık 2022, 09:44:42 »
Demirkazık doruğuna ilk yaz çıkışı 17 temmuz 1927 tarihinde Dr. G. Künne ve ekibi tarafından yapılmıştır. Demirkazık doruğuna yapılan ilk kış çıkışının şerefi ise Türk dağcılara ait bulunmaktadır. Demirkazık ilk kış çıkışı 29 Şubat 1969 tarihinde Dr. Bozkurt ERGÖR ve Sönmez TARGAN tarafından gerçekleştirilmiştir.

Aladağların en yüksek doruğu olan Demirkazık tırmanışları için genel olarak Sokulupınar kamp yeri kullanılır kamp yerinde sürekli olarak su bulunur. Sokulupınar kamp yeri Çukurbağ ve Demirkazık köylerine, yaya olarak yaklaşık iki saat uzaklıktadır.

Demirkazık doruğuna güneydoğu ve güney yamaçtan yapılan normal tırmanış¬lar ile teknik özellik arz eden “Batı yamaç tırmanışı” bu kamp yerinden yapılır. De¬mirkazık güneydoğu ve güney yamaçları üzerinden yapılacak normal tırmanışlar için Narpuz vadisi kullanılır. Bu vadinin yaklaşık orta kesimine gelince, kuzeye dönülerek, güney yamaç üzerinden doruk çıkışı yapı¬lır. İstenirse narpuz vadisinin sonuna kadar yürüyüşe devam edilebilir. Vadi sonunda “Kızılçarşak” aşılarak boyuna varılır. Zirve¬ye giden sırtın güneydoğu sırtı takip edile¬rek doruğa ulaşılır. Doruk çıkışından sonra çıkış yapılan yoldan tekrar kamp yerine va¬rılır. Normal koşullarda doruk çıkışları 8-10 saat sürer. Bazı ekipler, Narpuz vadisine girişten ve dar bir boğazı geçtikten sonra 2500 metrede ara kamp yaparlar. Kayacık olarak bilinen ve vadinin sağ yamacında yeralan bu kesimde sürekli olarak su bu¬lunur.

Demirkazık doruğuna batı ve kuzey yamaçlardan yapılacak olan tırmanışlar teknik ve deneyim isterler. Özellikle ipli ve çivili tırmanma tekniğine sahip olmayan dağcılar bu yönlerden tırmanış yapma hevesine sahip olmamalıdırlar. Demirkazık dağına batı yamacından tırmanış için Sokulupınar kamp yeri kullanılır. Her dağcı kendi teknik ve tecrübesine göre, tırmanma yolunu belirler.

Demirkazık’a kuzey yamaçtan tırmanış için, Arpalık-Çımbar boğazı üzerinden Çımbar vadisine geçilir. Burada bir arakamp kurulur. Sokulupınar-Çımbar vadisi, yaya olarak 4-5 saat sürer. Çımbar vadisine kamp kuran dağcılar, tırmanış yollarını kendileri tayin ederler . Demirkazık kuzey yamaç tırmanışı , genel olarak batı yamaç tırmanışından daha zordur. Tırmanışlar genel olarak 4-6 zorluk derecesinde olur. Bu yönden tırmanış yapan dağcılar, güneydoğu sırtını takiben Narpuz vadisi üzerinden Sokulupınar ana kamp yerine veya Kızılçarşak üzerindeki boyundan tekrar Çımbar vadisine inerler.
Yedigöller Vadisi

Yedigöller vadisine (3100m.) geçiş için Çukurbağ köyü veya Sokulupınar kamp yerinden yaya olarak hareket edilir. Yaklaşık 2-3 saatlik bir yürüyüş içinde Yalak vadisinin ağzına gelinir. Yalak vadisi boyunca, doğuya doğru yükselerek yürüyüş devam eder. Vadinin sonunda, kuzeye doğru sapılarak Çelikbuyduran pınarına varılır. Burada güzel bir mola yapılır. Mola sonrası arkadaki boyun aşılarak Yedigöller vadisinin başlangıcına çıkılır. Yaklaşık 1 saat süren bir inişten sonra 3100 metre yükseklikteki göller bölgesine gelinir. Büyük gölün kenarında kamp kurulur. Çukurbağ’dan Yedigöller kamp yerine yaklaşık 8-10 saat süren bir yürüyüşle ulaşılır.

Yedigöllerin kendine özgü iklim koşulları vardır. Yükseklik nedeni ile, Yedigöller vadisi kamp yerinde gece sular donar. Gündüz ise şiddetli ışıma (Güneşlenme) olur Gece ve gündüz arasında değişen 25-30 derece sıcaklık farkı nedeni ile dağcıların özellikle kendilerini korumaları gerekir.
2
NİĞDE / Köşk Höyük
« Son İleti Gönderen: GeZGiN 04 Aralık 2022, 01:53:54 »
Köşk Höyüğü, Niğde il merkezine 17 km mesafede bulunan bir höyüktür. Höyük 80 metre çapında 15 metre yüksekliktedir. Kazılarda ulaşılan buluntular Niğde Müzesinde sergilenmektedir. Müze'de diğer buluntular yanında MÖ 4883 yılına tarihlenen bir Kalkolitik ev modeli, birebir ölçülerde sergilenmektedir.

İlk olarak 1961 yılında tespit edilen höyükte kazılar 1981 yılında, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi tarafında Prof. Dr. Uğur Silistreli başkanlığında başlanmış, 1992 yılına kadar sürdürülmüştür. Kazılara 1996 yılında aynı fakülteden Prof. Dr. Aliye Öztan başkanlığında yeniden başlanmıştır.

Höyükte sürdürülen kazılarda iskanın Erken Neolitik Çağ, Geç Neolitik Çağ, Erken Kalkolitik Çağlarda sürdüğü saptanmıştır. Neolitik ve Kalkolitik yerleşmelerde üç yapı katı görülmüştür. Yukarıdan aşağıya I. yapı katı Kalkolitik, II. yapı katı Geç Neolitik, III. yapı katı ise Erken Neolitik evresine tarihlenmiştir. Höyüğün güney yamacında bulunan bir havuz, Roma Dönemi yerleşimin göstermektedir.

I. yapı katı
I. yapı katı duvarları iyi korunmamakla birlikte taş temeller üzerinde kerpiç duvarlar olduğu anlaşılmaktadır. Bu yapı katında üç fırın bulunmuştur. Fırınların yanında iyi sıvanmış yuvarlak ambarlar yapılmıştır. Öğütme taşları, dibekler, havan ve havanelleri ile toprak kaplar, bu alandaki diğer buluntulardır. Oldukça geniş olan bu mekanın ağaç dikmelere dayanan bir tavanla örtüldüğü anlaşılmaktadır. Ayrıca bir erzak küpünün yanında iki tanrıça heykelciği ile stilize boğa boynuzu şeklinde iki parça bulunmaktadır. Tüm bu buluntulardan mekanın bir kutsal mekan olduğu düşünülmektedir. Tanrıça heykelciklerinin I. ve II. yapı katlarında bulunan örneklerinden daha stilize modeller olduğu belirtilmektedir.

III. yapı katı
Höyüğün III. yapı katında mimari taş temeller üzerine kerpiç duvarlı ve dörtgen planlıdır. Yapıların taban ve duvarlarının özenli bir biçimde sıvandığı görülmüştür. İki odalı bir evde erzak küplerinin konulduğu ayrı bir kiler bulunmuştur.

Yine III. tabakada bulunan çanak çömlek üzerinde insan, hayvan ve geometrik kabartmalar görülmektedir. İnsan figürlerinde ana tanrıçalar ve erkekler betimlenmiştir. Öte yandan İnek; boğa; eşek; keçi; koç; kaplumbağa; antilop; kuş gibi çeşitli hayvan kabartmaları da vardır. III. tabaka çanak çömleğinin bu bezeme çeşitliliği, bu iskandaki insanların günlük yaşamları, inançları ve çevredeki fauna açısından çok geniş bilgi sunmaktadır. Çanak çömlek çeşitliliği oldukça fazladır, meyvelikler, dörtgen kutular, fincanlar, kaseler, uzun ve kısa yuvarlak karınlı çömlekler, küpler, kadın biçiminde çömlekler ele geçmiştir.

Taş aletlerin ağırlık bir kısmı obsidiyenden yapılmıştır, çakmak taşı kullanımı seyrek görülmektedir. Yakındaki Melendiz Dağı'nın zengin obsidiyen kaynakları sunması göz önüne alınırsa bunu doğal karşılamak gerekir. Obsidiyen aletlerde özellikle hançer, bıçak, ok ve mızrak ucu gibi silahlar özenle işlenmiştir. Kemikten yapılma biz, iğne, hançer, tören baltası, mühürler ele geçmiştir.

Gömüler ve insan buluntuları
Ölü gömme geleneği, ölülerini evlerin altına gömdüklerini göstermektedir. Çoğunlukla basitçe gömülmelerine rağmen küpler içinde ya da taş sandukalarla gömülmüş gömülere de rastlanmaktadır. II. tabakada olduğu gibi III. tabaka yerleşiminde de ata kültü olduğu, boyalı bir kafatası buluntusundan anlaşılmaktadır. Kuruyan kafatasının kil ya da alçı ile sıvandığı ve göz çukurlarına siyah taşlar yerleştirildiği görülmektedir. Bir çocuk kafatasında da aynı işlemlerin uygulandığı belirtilmektedir.

Ölüler kişisel eşyaları, içine yiyecek ve içecek konan kaplarla birlikte gömülmektedir.

Höyükte 2008 yılına kadar yapılan kazılarda Erken Neolitik yerleşim tabakalarında 19 insan kafatası bulunmuştur. Bunlardan bir tanesi bir çocuğa ait olup diğerleri kadın ve erkek kafataslarıdır. Bu kafatasları kille sıvandıktan, yine kilden boyun yapıldıktan sonra hasıra sarılarak yerleşme içindeki belli bir odaya konulmuş halde bulunmuştur. Başsız ya da başlı gömütlerin tümü evlerin tabanın altına gömülüdür. On üç kafatasında kil, yüz hatlarını verecek şekilde işlenmiş ve yüzün tümü kırmızıya boyanmıştır. Diğer altı kafatasında benzer işlemler yapılmamıştır.

Bu ölü gömme geleneğinin yerleşmenin sadece Neolitik evrelerinde uygulandığı, Kalkolitik evrede tümüyle terk edildiği görülmektedir.

Neolitik evrede ölü gömme geleneğinin şu şekilde olduğu düşünülmektedir. Önce ölü evin tabanında açılan bir mezara hocker durumunda (dizler göğüse çekilmiş vaziyette) gömülmektedir. Tüm etlerin çürümesi, sadece iskeletin kalmasını sağlayacak kadar bir süre geçtikten sonra, mezarın sadece baş kısmı açılmakta, kafatası, alt çene kemiği ve en üstteki iki omur dikkatlice çıkarılmaktadır. Daha sonra yukarıda belirtilen kille sıvama uygulaması yapılmaktadır.

Höyüğün güney yamacında bulunan mermer havuz 2,5 metre derinlikte olup 23 x 66 metre boyutlarındadır. Havuz, suyunu höyükten çıkan bir kaynaktan almaktadır.

Yerleşmenin yakınındaki Melendiz Dağı, zengin obsidiyen kaynakları vermektedir. Bu sayede hem Neolitik, hem de Kalkolitik yerleşmeler boyunca höyüğün obsidiyen üretiminde ve ticaretinde önemli bir merkez olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan Ana tanrıça kültü, boğa kültü, tek ve çok renkli çanak çömlek ilişkileri, yerleşimin Çatalhöyük, Canhasan ve Hacılar Höyük benzerlikler gösterdiği, dolayısıyla kültürel bir ilişki içinde olduğunu göstermektedir. Yerleşmenin II. ve III. yapı katlarında görüldüğü üzere, tek renkli seramikler yanında renkli seramikler, bu kültürel bağları göstermektedir. Tüm bu buluntulara göre Köşk Höyük'ün, Çatal Höyük Erken Neolitik'in geç evresi, Çatal Höyük Batı, Canhasan ve Hacılar Erken Kalkolitik dönem kültürleriyle paralellik gösterdiği belirtilmektedir.
3
NİĞDE / Tyana Antik Kenti
« Son İleti Gönderen: GeZGiN 29 Kasım 2022, 13:57:45 »
Tyana Antik Kenti. Bor ilçesi, Kemerhisar Kasabası'ndadır. Ören yeri kasabanın büyük bir  bölümünün altında kalmıştır. Kasabanın muhtelif yerlerinde çeşitli durumlarda bulunan önemli heykeltıraşlık eserler ve ören yerinde yapılan bilimsel kazılar neticesinde çıkan eserler ve mimari parçalar Niğde Müzesi’nde sergilenmektedir. Bahçeli Kasabası’nda bulunan ve Roma havuzu adıyla adlandırılan antik havuza hayat veren kaynak suyunun Roma Devri'nde yapılan kemerlerle taşınmasına yönelik oluşturulan kemerlerden dolayı kasaba Kemerhisar adını almıştır.

Roma havuzundan itibaren Kemerhisar Kasabası içlerine kadar ki bölümde kemerler toprak altındadır. Kalan bölümdeki ve kazı alanına kadar olan kemerler ise toprak üzerindedir Halen büyük bir bölümü ayakta bulunan su kemerleriyle Roma havuzundan şehre su taşınmaktaydı. Su kemerleri M.S. II-III. yüzyıllara aittir. Tyana Ören yeri I.II. ve III. dereceli arkeolojik sit alanı olarak koruma altına alınmıştır. Tarih öncesinden Hititler’in yıkılışına değin pek çok uygarlığa mekân olan Kemerhisar(Tyana), Hititler döneminde Tuwanuwa, Roma’da ise Tyana olarak tanınmaktadır. Tuwanuwa Geç Hitit Dönemi'nin başkentidir. Ünlü kral Warpalawa İ.Ö.738–715 yıllarında bu kentte hüküm sürmüştür. M.Ö.30-M.S. 395 yıllarını kapsayan Roma Dönemi'nde, Kemerhisar(Tyana) yoğun yapılaşma ile tarihinin en önemli evresini yaşadı. Antik kent saraylarla, tapınaklarla, su kemerleriyle ve yerleşim birimleriyle büyük bir kent konumuna geldi. Tyana’nın en parlak dönemi hiç kuşkusuz Roma Çağı'dır. Bu dönemde iki kez Güney Kapadokya Krallığı’nın başkentliğini yapmıştır.
4
KIRIKKALE / Hasandede Peribacaları
« Son İleti Gönderen: GeZGiN 28 Kasım 2022, 09:27:54 »
Kırıkkale'nin Hasandede köyü yakınlarındaki bu bölge, Kırıkkale'nin Kapadokya'sı olarak bilinmektedir. Kırmızıya çalan tüf kayalarından oluşmuş bu peribacaları adeta bölgeye masalsı bir atmosfer vermiştir. Özellikle gün batımında gezilmesi şiddetle tavsiye edilen Hasandede Peribacaları şehrin önemli turistik ve doğal mekanlarından birisidir.

5
KIRIKKALE / Lavanta Vadisi / Kırıkkale
« Son İleti Gönderen: GeZGiN 28 Kasım 2022, 09:19:36 »
Balışeyh Lavanta Vadisi ve Karaahmetli Lavanta Tarlaları’nın uçsuz bucaksız lavanta tarlaları arasında renkli anlar yaşamak size çok iyi gelecek. Balışeyh Lavanta Vadisi’nde, lavantaların arasında salıncağa binebilir, eğlenceli anlarınızı renkli fotoğraflar ile ölümsüzleştirebilir, Kırıkkale’nin yöresel ürünlerini temin edebilirsiniz.

Doğal ve mistik bir dokuya sahip Lavanta Vadisi, Kırıkkale - Samsun kara yolu güzergahı üzerinde yer almaktadır. 
Yaklaşık 35 dönüm alana sahip Lavanta Vadisi’nde yöre halkının ürettiği doğal ürünlerin yanı sıra geleneksel el sanatı ürünlerinin satışının yapıldığı stantlar ve çay bahçesi yer almaktadır.

Karaahmetli Lavanta Tarlaları, 12 dönüm boyunca uzanmaktadır. Karaahmetli’de lavantaların morla süslediği tarlalar, Kapulukaya Baraj Gölü’nün masmavi ve Karaahmetli Tabiat Parkı’nın yemyeşil manzarasıyla birleşerek görsel bir şölen sunmaktadır.

Kırıkkale’nin lavanta bahçelerini görmek için en ideal zaman, lavantaların çiçeklerinin en belirgin olduğu Temmuz ayıdır.

Görsel güzelliği ile ziyaretçileri cezbeden lavanta bahçeleri Kırıkkale’nin tanınırlığında önemli bir semboldür. Lavantaların mis gibi kokusu içerisinde eğlenceli vakitler geçirmek için Kırıkkale’nin lavanta bahçelerini kesinlikle ziyaret etmelisiniz!
6
Kırıkkale Ücretsiz Kamp Alanları / Kırıkkale Kent Ormanı Kamp Alanı
« Son İleti Gönderen: GeZGiN 27 Kasım 2022, 22:52:18 »
Kırıkkale şehir merkezindeki bu yer size Kırıkkale’yi kuşbakışı izleme imkânı verecektir. Piknik, kamp ve yürüyüş aktiviteleri için harika bir nokta olup yaz mevsiminde Kırıkkale halkının kurtarıcısıdır.

Kent ormanı şehrin merkezine sadece iki kilometre mesafededir ve buraya hem şehir içi toplu taşımalarla hem de özel araç ile kolayca ulaşım sağlanabilir.
7
KIRIKKALE / Büklükale
« Son İleti Gönderen: GeZGiN 27 Kasım 2022, 22:46:38 »
Kırıkkale İli, Karakeçili İlçesi, Köprüköy yakınında Hitit Dönemine ait sur duvarları, Frig çağına ait yapı kalıntıları, Roma dönemine ait mezar ve antik yol yer almaktadır. Japon bilim heyeti tarafından Kırıkkale İli ve çevresinde 1990 – 91 yıllarında yüzey araştırması başlatılmış ve birçok höyük ve düz yerleşim alanı tespit edilmiştir. 2009 yılında ise Büklükale olarak adlandırdıkları alanda kazı çalışmalarına başlamışlar ve Kırıkkale tarihini aydınlatacak birçok veriye rastlamışlardır. Kazı çalışması 2010 yılında da aralıksız olarak devam etmektedir.

Büklükale Kazısı Büklükale, Kırıkkale İli, Karakeçili İlçesine bağlı Karakeçili beldesinde, Ankara’dan Kaman’a giden otoyolun Kızılırmak’ı geçmeden hemen sol tarafında yer almaktadır. Ankara’nın yaklaşık 100 km güneydoğusunda ve Kaman’da yer alan Japon Anadolu Arkeoloji Enstitüsünün 50 km batısındadır.

Büklükale’de yapılan arkeolojik çalışmaların amacı: Büklükale’deki arkeolojik çalışmalarının amacı, buradaki M.Ö. 2. bin, özellikle Hitit İmparatorluk Çağı’nda bir bölgesel şehrin araştırılması ve Kaman – Kalehöyük’te tespit edilen İç Anadolu kronolojisindeki boşluğun doldurulmasıdır. Japon Anadolu Arkeoloji Enstitüsü Başkanı Dr. Sachihiro Omura’nın başkanlığı altında 1991, 2006 ve 2008 yılında yapılan yüzey araştırmaları sonucunda Büklükale’nin M.Ö. 2. bin yılının sonunda, yani Hitit İmparatorluk Çağı’nda önemli bir şehir merkezi olduğu tahmin edildi. 2009 yılında

Büklükale’de yapılan çalışmalar:
1. Kale denilen kayalığın tepesinde kazı çalışmaları yaparak bu bölgenin stratigrafisinin öğrenilmesi ve Hitit İmparatorluk Çağına ait yapı katlarının tespit edilmesi.
2. Manyetik araştırmalar ile aşağı şehrin sınırlarının tespit edilmesi.
3. Geçen sene yapılan topografik harita çalışmasında eksik kalmış olan şehrin batı kısmının bitirilmesi.
4. Kazı alanının çatı ile kapatılması. Kazı Çalışması 2009 yılı kazı çalışmalarının amacı doğrultusunda kayalığın tepesindeki stratigrafiyi anlamak ve tepenin sırtında yüzeyde görünen büyük taş sırasının hangi mimari ile ilişkisi olduğunu ortaya çıkatmak için tepenin en yüksek noktasından kuzey sırtına doğru iki yeni açma açarak kazı çalışmaları yapıldı.

2009 yılı kazı çalışmaları sonucunda üç kültür tabakası tespit edildi. Bunlar;
I. Kat: Osmanlı Dönemi,
II. Kat: Demir Çağı ( M.Ö. 1. binyıl ),
III. Kat: Hitit İmparatorluk Çağı ( M.Ö. 2. binyılın ikinci yarısı ) olarak sıralanmaktadır. III. tabakada II. binin ikinci yarısına, yani Hitit İmparatorluk Çağı’na ait yangın geçirmiş mimari kalıntılar tespit edildi. Yalnız bu mimarinin ne tür fonksiyona sahip olduğu henüz anlaşılamadı. Tepeyi çeviren ve yaklaşık 7 m’den yüksek olan taştan yapılan duvarın kale savunması amacı ile yapılan duvar olduğu düşünülebilir. İleri yıllardaki kazılarda bu mimarinin ne olduğunu anlamak için çalışılacaktır.

SONUÇ 2009 yılında Büklükale’de yapılan kazı çalışmalarının ilk amacı olan yerleşmenin tabakalaşması hakkında edinilen bilgiler aşağıdaki gibi özetlenebilir:

1. Kat: Osmanlı Dönemi
2. Kat: Demir Çağ
3. Kat: Geç Tunç Çağ Özellikle daha önceki ön çalışmalarda elde edilen sonuçlara dayanarak Büklükale’nin ikinci binin ikinci yarısına ait bir Hitit şehri olduğu tahmini yapılmıştı. 2009 yılındaki araştırmalarda bu tahmin doğrulandı ve 3. Katta Hitit dönemine ait şehrin varlığı tespit edildi.
8
KIRIKKALE / Hasandede Göleti
« Son İleti Gönderen: GeZGiN 27 Kasım 2022, 22:36:31 »
Burası Neresi? Hasandede Beldesi’nde bulunan ve bulunduğu bu bölge ile aynı ismi taşıyan gölet, tepeler arasında gizli kalmış bir güzellik adeta. Özellikle soğuk ve sert geçen  kış dönemlerinde buz tuttuğu zamanlar büründüğü güzellik Kırıkkale gezilecek yerler listenizde görülmeye değer bir nokta.
9
EDEBİYAT / Papağan İle Zürafa - Serdar Yıldırım
« Son İleti Gönderen: Serdar Yıldırım 26 Kasım 2022, 19:47:07 »


PAPAĞAN İLE ZÜRAFA
Afrika’nın uçsuz bucaksız savanlarında yaşayan bir papağan vardı. Bu papağanın adı Sarp’tı. Sarp hangi ağacın altındaki gölgelikte serinleyen hayvan grubu varsa oraya gider, konuşmaları dinlerdi. Kim ne demiş, kim ne söylemiş, kimin ne derdi varmış, hepsini bilirdi. Sarp öğrendiklerini sağda solda anlatmaz, olayların hesaplaşmasını kendi iç dünyasında yapardı. Duydukları çok önemliyse, bunları arkadaşı zürafa Bili ile paylaşırdı. Zürafa Bili, Sarp’ın anlattıklarını önemsemez, güler geçerdi.

Günlerden bir gün, Sarp bir ağacın dalları arasında uyukluyordu. Öğleye doğru bir aslan grubu Sarp’ın durduğu ağacın altında dinlenmeye çekildi. Aslanların konuşmalarını duyan Sarp gözlerini açtı. Bu aslan milleti oldum olası iki konu hakkında konuşurdu. Birincisi, en büyük düşmanları sırtlanlar ve ikincisi, bu gece ne avlasak? Civardaki sırtlanlar, geceli, gündüzlü avlanarak aslanların tekerine çomak sokmuştu. Yalnız gezen sırtlanı yakalayıp öldürmeli ve sayılarını kontrol altında tutmalıydı. Sırtlanları tümden yok edebilseler buralar geyik, zebra ve antilop dolardı. Dün gece av peşinde koşmuşlar, iki zebra ve bir antilobu ellerinden kaçırmışlardı. Belli ki, zebralar, antiloplar hızlarını arttırmışlardı. Belki de, biz yavaşladık, diyenler vardı. Bir diğer aslan: Yavaşladığımız doğrudur. Hatırlarsanız dün gece de av yakalayamadık yani iki gündür açız. Aç aslan hızlı koşamayacağına göre, avlanamaması normaldir.

Bunun üzerine grubun lideri erkek aslan:  “ Şu ilerideki ağacın yapraklarını yiyen uzun boyunlu zürafayı avlayalım. Akşamüstü peşine düşeriz. Öyle bir tuzak kuralım ki, o zürafanın boyunu devirelim. Dur bakalım, zürafa Bili değil mi o? Akşama yedim seni, Bili.”
Sarp duyduklarına inanamadı. Aslanlar, arkadaşı Bili’yi yakalayıp yiyeceklerdi. Hemen gidip Bili’yi uyarmalı ve onun buralardan çok uzaklara gitmesini sağlamalıydı.
Bili, papağanın anlattıklarını her zamanki gibi önemsemedi, güldü, geçti. Yıllardır ona dokunmayan aslanlar neden şimdi fikir değiştirsin? Hem onun aslanlardan korkusu yoktu. Gücüne güveniyordu. Aslanları pişman ederdi. Papağanın, bu sefer durum başka, aslanlar iki gündür açmış. Sadece sana odaklanmışlar. Tuzak hazırlıyorlar, demesine aldırmadı.

Bili akşamüstü ormanın kenarına geldi. Birden aslanların etrafını sardığını görünce içi acıdı. Keşke Sarp’ı dinleseydim ve buralardan gitseydim, diye düşündü. Aslanlara yem olmak istemeyen Bili, onlara saldırdı. Uzun bacaklarıyla tekmeler savurdu. Bu tekmelerin tadına bakan iki aslanı yere serdi. Ormanın kenarındaki dar alandan kurtulup açık alana çıktı ve koşmaya başladı. Peşinde yirmiden çok aslan vardı. Tuzak, saat gibi işliyordu. Bili koştukça, kaçtıkça yoruldu. Birer aslan ayaklarına sarıldı. Bunun üzerine Bili’nin hareketleri yavaşladı, dizlerinin üstüne çöktü ve yere yuvarlandı. Grubun lideri erkek aslan, mengene gibi dişleriyle, Bili’nin boğazını sıkmaya başladı.  Olanları başından beri takip eden papağan yakındaki bir ağaca kondu:  “ Dur, Uzunyele. Ben papağan Sarp. Hatırlarsan küçükken seni birkaç kere ölümden kurtarmıştım. Bana can borcun var. O zürafa Bili, benim arkadaşım. Onu bırakmanı istiyorum.”
Uzunyele, papağanın dediğini yaptı. Bili’yi bıraktı. Papağanın dedikleri doğruydu. Yavruyken papağanın çok faydasını görmüştü. Yaşamını papağana borçluydu. Bili ayağa kalktı ve oradan uzaklaştı. Aslanlar, bir daha Bili’ye dokunmadılar. Papağan ve Bili’nin arkadaşlıkları devam etti. Bili artık papağanın anlattıklarını dikkatle dinliyordu, gülüp geçmiyordu.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım

10
EDEBİYAT / Oğlak İle Kartal - Serdar Yıldırım
« Son İleti Gönderen: Serdar Yıldırım 26 Kasım 2022, 19:46:39 »

OĞLAK İLE KARTAL
Bursa Hayvanat Bahçesi’nde kartallar için ayrılan yer çok büyüktü. Buradaki kartallar, tel örgülerle çevrili, yüksek yerde uçup duruyordu. Yorulanlar ise, kayaların üstünde oturuyordu. Pek çoğu yarını bekliyordu. Genç kartal Pena, yarın bekleme bahsini çoktan geçmiş, bugünü değerlendirme çabası içine girmişti. Tellerin yukarıdaki kayalara monte edildiği yerde kaçıp gidebileceği bir gedik açmıştı. Buradan kurtulup zengin olma düşüncesindeydi. Akıllıydı, zekiydi ama ikna kabiliyeti azdı. Diğer kartallardan birkaç kez borç istemiş ama kimse borç vermeye yanaşmamıştı. Ormana gitse, kim ona sermaye verir de firma kurabilirdi?

Kartalların bulunduğu yerin yan tarafında keçi ve koyunlar için ayrılan yer vardı. Baharın gelmesiyle birlikte keçiler,  koyunlar yavrulamış ve pek çok yavru dünyaya gelmişti. Pena keçi yavrularına oğlak, koyun yavrularına kuzu dendiğini biliyordu. Yavrular bir aylık olmuşlardı ki, son günlerde Pena’nın dikkatini bir oğlak çekmişti. Odi adındaki bu oğlak başına diğer oğlakları ve kuzuları topluyor, anlattıkça anlatıyordu. Günler geçtikçe keçiler ve koyunlar da oğlağın anlattıklarını dinlemeye başlamıştı. Pena bir gün çimenlerin üstüne indi ve yan taraftaki oğlağın anlattıklarına dikkat kesildi. Oğlak buradan kurtulup ormana gidince yapacaklarını anlatıyordu. Ormandaki bankalara başvuruyor, müthiş ikna kabiliyetini kullanıp kredi alıyor, kiralık bir yer bulup bankasını kuruyor. Orman hayvanlarından düşük faizle para toplayıp, yüksek faizle para veriyor. Havuzlu villalar, Ferrari arabalar, denizde yatlar, kotralar. Bol sıfırlı paraları, bankadan aktarıp şirketler kuruyor, holding patronu oluyor.

Genç kartal Pena, birkaç gün sonra oğlak ile anlaştı ve kendi bölümündeki gedikten çıkarak, oğlağı kucakladığı gibi, ormana doğru uçtu. Odi, Pena ile birlikte ormandaki bir bankanın genel merkezine giderek projesini anlattı ve on iki sıfırlı krediyi cebine koydu. Kiralık, büyük bir yer bulup, OĞLAKBANK’ı kurdu. Odi düşüncesini aynen uygulayarak kısa zamanda bankasını o ormanın sayılı bankaları arasına sokmayı başardı. Düşük faizle para topluyor, yüksek faizle para verince kar muhakkak oluyor. Birkaç ay sonra şirketler kurdu, holding patronu oldu. Ormanda zor duruma düşen ve iflasın eşiğine gelen bir bankayı ele geçiren Odi, Ferrari’den inip Limuzin’e bindi.

Odi kendine sırtlanları danışman tuttu ve bu danışmanların isteği doğrultusunda çalışmaya başladı. Danışmanların ilk isteği, kartal Pena’yı yanından uzaklaştırmasıydı. Pena’nın, bensiz bir hiç olursun, sıfırlanırsın, bu sırtlanların yalanlarına kanma, diyerek çırpınması ve tüylerini yolması fayda etmedi. Odi, danışmanların isteğine uydu ve kartal Pena’nın görevine son verdi.

Aradan günler, haftalar geçtikçe, Odi’nin işleri bozuldu. Yanında kartal Pena olmayınca, şirket müdürleri, Odi’yi dinlemez oldu. Zor durumda kalan Odi fabrikalarını, yatlarını, kotralarını ve limuzini sattı. İşçi ve memurların maaşlarını ödedi.  Son çare olarak ilk kredi çektiği bankanın genel merkezine  gitti. Bankanın genel müdürü kredi veremeyeceğini Odi’ye söyledi.
Bunun üzerine Odi:  “ Efendim, daha önce bana kredi vermiştiniz ve borcumu ödemiştim. “ dedi.
Banka genel müdürü:  “ Onun orası öyle de o zaman arkanda sert bakışlı ve o bakışlarıyla beni korkutan kartal Pena vardı. Şimdi Pena yok. Herkes Pena korkusundan senin kurduğun Oğlakbank’a koştu. Para yatırdılar, yüksek faizle kredi aldılar. Pena’sız Odi bir işe yaramaz. Lafla benden kredi alamazdın, banka kuramazdın. Pena’yı kovmakla hata yaptın, bu hatanın sonucuna katlanmalısın. “
“ Oğlakbank darphane gibi para basıyordu ama elimden gitti. Banka işi bitti. Bu ormana ilk geldiğimde beş parasızdım ama umutluydum. Şimdi on parasızım ama umutsuzum. Sizce bundan sonra ne yapmam gerekir? “
“ Beni dinle ve geldiğin yere dön. Zira bu orman halkı düşene acımaz. Hele senin gibi, sıfırdan zirveye çıkıp düşene. Zirvede kalsaydın alkışlarlardı ama düştüğün için, seni linç ederler. “
“ İş bu kadar ciddi desene. Sonunda genç yaşta bu hayata veda etmek de var. “
“ Hayat bu. Genç, yaşlı dinlemiyor. Ancak kafası çalışanlar zulümden kaçıyor. “

Odi, banka müdürünün istediğini yaptı. Bursa Hayvanat Bahçesi’ne geri döndü. Başından geçenleri keçilere, oğlaklara, koyunlara, kuzulara anlattı. Yan taraftaki tel örgülerin ardındaki kartal Pena’yı işaret etti. Onun üstün bir kartal olduğunu ve kafasını çalıştırarak, fikir üreterek, kendi çizgisi doğrultusunda hayatı sorguladığını ve hayatın üstesinden geldiğini, bunun sonucunda harikalar yarattığını anlattı. Pena içinizden birini ormana götürmek isterse, onunla gidin ve ondan hiç ayrılmayın. Benim yaptığım hatayı siz yapmayın. “ dedi.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım
Sayfa: [1] 2 3 ... 10