Doğa Sporları - DoğaKolik

Hepatit B

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

GeZGiN

  • *****
  • 2453
  • Cinsiyet: Bay
    • insan ve doğa
Hepatit B
« : 25 Ekim 2009, 17:20:02 »
 Hepatit B virüsünün (HBV) yaptığı karaciğer iltihabıdır. HBV bulaştıktan sonra hastaların bir kısmında bildiğimiz sarılık ile karakterli akut hepatit oluşur.

 Çoğu hasta ise ilk infeksiyonu sessiz veya sarılık olmaksızın gripal infeksiyon gibi geçirir. HBV, hepatotrop (karaciğeri seven!) bir virüstür. Karaciğere yerleşir, çoğalır ve zamanla karaciğeri harap ederek siroza-karaciğer yetersizliğine yol açar. Normalde akut infeksiyon sonrası altı ay içinde vücüttan atılır ve HBV antikorları (anti-HBs ) ortaya çıkar. Bu tam iyileşmeyi gösterir. HBV infeksiyonu (kandaHBsAg pozitifliği) altı aydan uzun sürerse "kronik hepatit B virusu infeksiyonu" baş gösterir. Erişkinlerde akut B hepatiti %95 iyileşme ile sonuçlanır. Kronikleşme %5 veya daha azdır. Bu kronikleşme ilk infeksiyonu sessiz geçirenlerde daha sıktır.
Kronik infeksiyon klinik seyri açısından ikiye ayrılır. Çoğu kişide virüs vücutta olmasına rağmen, çoğalma yeteneği çok sınırlıdır ve karaciğer hasarı yapamayacak düzeydedir. Bu kişilerdeki durum "İnaktif Taşıyıcılık" veya daha doğru bir ifade ile "İnaktif Kronik HBV İnfeksiyonu" ya da kısaca "taşıyıcılık" olarak adlandırılır. Bu inaktif taşıyıcılık inatçı ve büyük çoğunlukla (>%90) ömür boyu süren ancak selim bir haldir. Hastaların uzun süreli takibinde çok azında ciddi karaciğer hastalığı meydana gelebilir. Yine düşük bir oranda kendiliğinden HBsAg kaybı ve antikorun (anti-HBs) ortaya çıkması söz konusudur. Bunu önceden kestirmek mümkün değildir. He ne kadar selim seyirli (iyi huylu) bir durum olarak tanımlansa da, inaktif taşıyıcıların en az yılda bir kez kontrolü gerekir.
Kronik HBV infeksiyonu olanların daha az bir kısmında (%30) virus aktiftir, çoğalarak karaciğerde kronik iltihaba sebep olur. HBV DNA'nın belli bir düzeyin üzerinde pozitifliği ve karaciğer enzimlerinde yükseklik ile karakterli bu durum "kronik B hepatiti" olarak tanımlanır.   Bu kronik B hepatitli kişilerin yaklaşık bir kısmında 10-40 yıl gibi çok uzun olabilen sürelerde siroz ve daha az bir kısmında da karaciğer kanseri gelişebilir.
Hepatiti B neden farklı sonuçlara sebep oluyor? Herkeste aynı seyri mi gösteriyor?

Aslında HBV ile infekte olununca, sonucun ne olacağını HBV ile vücüdumuzun immun sistemi arasındaki etkileşmeler belirtliyor. Virüs vücuda girdikten sonra, bağışıklık sistemi yabancı mikrobu tanıyarak cevap vermeye başlar. Bağışıklık cevabının normal ölçülerde olması durumunda sarılık ve diğer belirtilerle beraber iki-altı hafta süren bir hastalık tablosu oluşur. Bu tür vakalarda hastalık sıklıkla  iyileşmeyle sonuçlanır. Ancak vücudun bağışıklık cevabı çok fazla olursa, karaciğerin çoğu hatta tamamı hasara uğrar ve bu defa 'fulminan hepatit' (akut karaciğer yetersizliği) gelişir. Bu durumda hastaların yüzde 70'i ölür ya da ancak karaciğer nakliyle hayata döner. Eğer vücut normalden zayıf bağışıklık cevabı veriyorsa, karaciğerde süregelen bir iltihaplanma, yani 'kronik hepatit', bunun sonucunda da bazılarında siroz ve ertesinde karaciğer kanseri gelişir.
Hepatit B virusu nasıl bulaşır?

Hepatit B, virüslü kan ve kan ürünlerinin alınması, cerrahi girişimler ve ciddi diş tedavileri, taşıyıcı ya da hasta birinin kullandığı iğnenin vücuda girmesi, virüslü kesici ve delici aletlerin batması, hepatit B olan hastanın diş fırçasının kullanılması, özellikle hastalığın vücutta aktif olduğu dönemde hastayla tükürük ve salya yoluyla yakın temas, cerrahi girişimler ve diş tedavilerinde virüslü kanın vücuda girmesi, doğum sırasında hepatit B'li anneden bebeğe taşıyıcılık, korunmasız riskli cinsel ilişki gibi yollarla bulaşmaktadır.

Tıraş bıçağı, diş fırçası, tırnak makası gibi aletlerin ortak kullanımı da hastalığın bulaşmasında etken olabilir. Türkiye'de HBV enfeksiyonu bebeklerde ve ilk çocukluk yıllarında seyrekken, ilkokul ve ortaokul çağlarında belirgin artış göstermektedir. Ülkemizin Doğu ve Güneydoğu yöresinde gerek hijyen koşullarının iyi olmaması, gerekse çok fazla sayıda çocuklu ailelerde çocuklar arası temas (yara, bere gibi) bulaşmadan sorumludur ve tüm ailenin HBV ile enfekte olması sık rastlanan bir durumdur. Aslında hassas testlerle yapılan taramalar sonucu, kan ve kan ürünleri ve cerrahi ile bulaşma yok denecek kadar azalmıştır. Bütün dünyada ve tabi ki Türkiye'de de giderek daha iyi belirlenmiş riskli gruplar ön plana çıkmaktadır. Damar içi uyuşturucu kullananlar, erkek homoseksüeller, hayat kadınları ve kronik alkolikler yüksek risk altındaki başlıca topluluklardır.
B hepatiti hangi belirtilerle ortaya çıkar? Nasıl tanı konur?

Akut B hepatiti:
Mikrop alındıktan sonra ortalama 1-2 ay süren kuluçka dönemini takiben ateş, halsizlik, kırıklık veya bulantı, kusma, iştahsızlık, karın ağrısı, ishal veya deride döküntüler ile birlikte eklemlerde ağrı ve şişlik gibi değişik bulguların olabildiği ve 3-10 gün süren ön belirtiler (prodromal dönem) ve ardından sarılık (önce idrar rengi koyulaşır ve göz akları sararır) ortaya çıkar. Bu tipik tablo hastaların yarısından azında görülür. Çoğu kez sarılık olmaksızın, hepatiti B için tipik olmayan belirtilerle ve tanı konulmadan akut infeksiyon geçirilir. Henüz sarılık ortaya çıkmamış hastalara erken dönemde solunum yolu infeksiyonu veya gastroenterit veya romatolojik hastalık gibi tanılarla verilen ilaçlar hepatit tablosunun ağırlaşmasına ve tanı karışıklığına yol açabilir.
 
Kronik B hepatiti: Henüz siroz aşamasına gelmemiş hastaların büyük çoğunluğunda klinik belirti veya hastalığa ait bir yakınma yoktur. Tanı hemen daima herhangi bir nedenle yapılan kan testlerinde HBsAg'nin pozitif bulunması ve/veya karaciğer enzimlarinin (ALT, AST) yüksek bulunması ile konulur. Daha sonra ayrıntılı incelemeler ve gerekirse karaciğer iğne biyopsisi yapılır. Hastalar sıklıkla hepatit B olduklarını öğrendikten sonra halsizlik ve karaciğer bölgesinde ağrı veya rahatsızlık hissinden yakınırlar. Bu çoğu kez psikolojik bir sorundur. Karaciğer ve/veya dalak büyümesi, cilt belirtileri, karın şişliği gibi belirtiler sirozlu hastalarda görülür. Klinik pratikte sık olarak siroz, hatta ilerlemiş siroz (karında su toplanması, kanama vb) aşamasına kadar tanı konulmamış hastalarla karşılaşmaktayız. 

B Hepatiti nasıl tedavi edilir?

Akut B hepatiti (yeni ortaya çıkan, sarılık ve karaciğer testlerinde aşırı yükseklik ile kendini gösteren bir klinik tablo) sıklıkla kendiliğinden iyileşir. Ciddi seyirli veya fulminan hepatit dediğimiz çok ağır olan vakalar dışında özel bir ilaç tedavisi gerektirmez. İlaç tedavisi de uygulanan bu ağır vakaların önemli bir kısmında çözüm acil karaciğer naklidir. Bu tip fulminan hepatit dediğimiz çok ağır vakalar %1'den azdır. Yine de her yıl onlarca fulminan hepatit B hastasına karaciğer nakli gerekmektedir.

Asıl sorun kronik B hepatiti hastalarının tedavisidir. Hangi hasta, ne zaman ve hangi ilaç veya ilaçlarla tedavi edilmelidir soruları yanı sıra, tedavinin başarı oranı, ilaç direnci, tedavi sonrası alevlenme gibi çok ciddi sorunlar söz konusudur. Bu nedenle kronik B hepatiti hastalığın tedavisi gerçekten mesaisini bu konuya ayırmış deneyimli uzman hekimleri gerektiren bir konudur.  Bu hastalık için değişik tedavi seçenekleri söz konusudur. Her hasta kendi özel şartları ile değerlendirilmeli, ona göre karar verilmelidir. Zamanında tanı konmuş ve tedaviye başlanmış hastalarda siroz ve kanser gelişmesi önlenebilir, bazılarında ise hastalık tamamen ortadan kalkabilir.

Türkiye'de aşı uygulaması yeterli mi?

Toplum sağlığı ve koruyucu hekimlik adına en önemli uygulama yenidoğan her bebeğe yapılan hepatit B aşılamasıdır. Ayrıca ülkemizde ilkokul çağı çocukları da aşılanmaktadır. 1996 sonrası başlanan bu uygulama dev bir adımdır, her yıl daha iyi sonuçlar bildirilmektedir. Ancak dünyada 400 milyon, Türkiye'de de yaklaşık 3.5 milyon kronik hepatit B enfeksiyonlu kişi vardır ve bunların tedavi edilmeleri gerekmektedir. Bu tedavi ile hem hastalar iyileşecek, hem de enfeksiyonu yaymaları önlenecektir. Risk gruplarında yer alan erişkinler (sağlık personeli, ailesinde hepatit B'li kişi veya kişiler bulunanlar, sık kan ve kan ürünleri transfüzyonu gerektiren hastalığı olanlar, diyaliz hastaları, organ nakli hastaları, hayat kadınları ve erkek homoseksüeller ile damar içi uyuşturucu kullananlar gibi) mutlaka aşılanmalıdırlar.

Prof. Dr. Yılmaz Çakaloğlu Memorial Hastanesi Gastroenteroloji Bölüm Başkanı

Linkback: http://www.dogakolik.com/index.php?topic=194.0



Tags:
 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38